Bypass İdrar inkontinansı

Stres idrar incontinansı

Bunun tedavisi vaginal veya abdominal operasyon ile olur. Ana­tomik olarak üretra ve mesanenin aşağı düşmesi netcesi kaybolan posterior üretrovesikal açı nedeni ile öksürük gibi zorlamalarda karın içi basıncı direkt olarak urethraya yönelmektedir. Üretra içi basınç ge­len basınca karşı duramaz. Tedavi için, üretranın proksimal kısmı üretrovesikal açı ile birlikte yükseltilerek stres anında aşağı düşüp ab­dominal basınç seviyesine gelmesine mani olunur. Bu ameliyati le pe-riurethral kas ve fibröz dokular sütüre edilerek üretra içi tansiyon arttırılır.


AMELİYAT SONRASI ACİL DURUMLAR

Ameliyat Yarasının Açılması (Dehiscence)

Şişmanlık, beslenme bozukluğu malign tümörler enfeksiyonlar karın gerilmesi, ameliyat nedbesi, uzun corticosteroid tedavi, bronko-pulmoner hastalık gibi etkenlerin kolaylaştırdığı, oldukça tehlikeli bir komplikasyondur.Ölüm nisbeti % 10′a kadar yükselir. Ameliyatta kullanılan sütür materyeli de rol oynar. Katgüt sütürlerinde dehiscence % 14′e kadar artar, polyglactin sütürler daha az sorun yaratır. Polydio-xanone (PDS) ve polyglyconate (Maxon)’un absorpsiyonu 180 günü bulur ki fasyanın tüm iyileşmesi 120 gün tuttuğundan bu sütür mater­yeli tercih edilmelidir. Sütürlerin konma metodu da önem taşır. Bütün tabakaları içine alan tek dikiş metodu peritonu, fasyayı ve deriyi ayrı ayrı dikmekten daha emin bir metod gibi görünüyor. Karın orta hat ensizyonları paramedian olanlara nazaran daha tehlikelidir. Ayrılmada deri, fasya ve periton açılmıştır.

Tanı: Ameliyat yarasının ayrılmasını hasta öksürürken veya kendini zorlarken hissedebilir. Bu komplikasyonda en sık görülen işaret, bol serosanginöz akıntıdır. Bazen barsak da görüntüdedir.

Steril bir eldiven ile parmak muayenesi tanıyı tamamlar.

Tedavi: Önce hastanın genel durumu incelenmelidir. İntravenöz sıvılarla başlanarak enfeksiyon ve sepsise karşı geniş spektrumlu antibiotikler verilmelidir. Kültür neticeleri beklenebilir. Santral venöz monitör tavsiye edilir. Gastrointestinal suction yapılır ve mesaneye sonda yerleştirilir, ağızdan beslenme durdurulur. Hastanın durumu düzelince monofilaman sütur materyali periton ve fasya kapatılır. Karın kapatılmadan evvel barsak bölümleri tetkik edilmeli, karında abse varsa drene edilmeli, nekrotize olmuş barsak kısmı var­sa çıkarılmalı ve anastomoz yapılmalıdır. Deri ve deri altı açık eğer deriye de dikiş yapmaya karar verilirse abse olmadığı takdirde deri altına dren konmamalıdır.

Dehiscence olan hastalarda ilerde insizyonal herni de daha sık olarak görülür.

 

Sinüsler

Karın veya vajen ameliyatlarında kalıcı sütür materyeli kullanıldı ise steril veya enfekte sinüsler teşekkül edebilir. Genellikle bu sinüsler açılıp yabancı cisim (sütür) çıkarılmalıdır. Lokal tedaviler; Hidrojen peroksid yıkaması, gümüş nitrat koterizasyonu ile tedavi çok uzun sürebilir veya başarısız olabilir. Ancak eksizyon yapmadan evvel fasyanın tamamen iyileşmesini beklemek (3-4 ay) lazımdır.

Postoperatif İnce Barsak Tıkanması

En sık neden operatif adhezyonlardır. Eksternal ve internal her-niler, mezenterik defektlere bağlı herniasyonlar da etyolojide önemli yer tutarlar.

Arazlar; ileusa benzer gerilme ve şişme, flatus (gaz) çıkarılamaması ve bilahare kramp şeklinde peristaltik ağrıların başlaması şeklindedir.

Tıkanma nedeni ile genişlemiş barsak luplarında sıvı birikir ve seviye yapar. Karın oskültasyonunda zaman zaman hızlı, ince peris­taltik sesler işitilir.

Tedavi: Metabolik anomaliler düzeltildikten sonra (elektrolit ve kan hacmi bozuklukları) ameliyatla karın açılır ve adhezyonlar temiz­lenir. Bazen nekroz sebebiyle barsağın bir kısmının çıkarılması ve anastomoz gerekebilir.

Kalın Barsak Tıkanması

En sık rastlanan sigma ve cecum volvulus’udur. genel olarak postop. kalın barsak tıkanması ender bir olaydır.

Araz; karın şişmesi ve kabızlıktır. Kalın barsak obstrüksiyonu perforasyon nedeniyle de olabilir ki tanınmazsa peritonit olur. Bunda ölüm oranı yüksektir.

Tedavi, erkenden ameliyattır. Ameliyattan evvel kolonoskopi cerrahiye yardımcı olur. Ameliyatta volvulus ve adhesionlar onarılır.

Laparoskopik Barsak Delinmesi

Verres iğnesi ile barsak delinmesi konservatif olarak tedavi edi­lebilir. Eğer barsak delinmesi küçük ise ve doktor laparoskopide tecrübeli ise onarılabilir. Daha geniş açılmalar ise laparotomi ile tedavi

 

edilmelidir. Laparoskopi de elektrokoter veya laser kullanılırken mey­dana gelen küçük yanıklar muhafazakar metodla, derin olanlar ise la­parotomi ve leze kısmın rezeksiyonu ile tedavi edilir.

Geç tanı tehlikeli durumlar yaratır. Bu hallerde hastanın genel-durumunu düzeltip antibiotik de vererek karnı açmak rezeksiyon ve anastomoz yapmak lüzumu vardır.

Genitoüriner Kazalar

En sık görülen üreter kazaları, üretero vajinal ve vesico vajinal fistüllerdir.Üreter kazaları farkına varılmadan sütür geçirilmesi, angu-lasyon veya kesme suretiyle oluşur. En sık abdominal histerektomi sırasında olur. Araz; aynı taraf aşağı batın kısmında kolik tarzında, kasığa ve vulvaya vuran ağrılardır. Piyelonefrit varsa ateş ve titreme de olur.

Üreter bağlanması kazaları postoperatif safhada sessiz olabilir. Aylar veya seneler sonra başka bir nedenle ortaya çıkabilir. Eğer böbrek fonksiyonunu kaybetti ise cerrahi müdahaleye lüzum yoktur. Kendi haline bırakılmalıdır. Ameliyat sonrası eğer tam olmayan üreter obstrüksiyonu bulunursa (pyelografi ve retrograd tetkik) stent konarak idrar akımı temin edilir. Bu başarılı olmazsa cerrahi olarak üreter onarılır. Yara mesaneye yakın ise uteteroneosistostomi, uzak ise üreter anastomozu yapılır.

Tanım: Üreterovaginal ve vesikovajinal fistüllerde devamlı idrar kaçağı olur. Vajinal muayene yoluyla tanı konamaz ise mesaneye sonda ile metilen mavisi konması halinde vajene yerleştirilen gazlı bezde boyanma görülmesi hem vesicovaginal fistülü ve hem de üreterovajinal fistülü belirler. Bu halde hastaya ağızdan 400 mg pyridi-um verilir. 15 dakisa sonra vajene konan gazlı bez turuncu renge boyanırsa fistül üreterovajinal fistüldür.

Küçük vesikovaginal fistüller suprapubik sonda yerleştirilmesi ile akım değiştirilerek konservatif tedavi edilebilir. Büyük olanlar cerra­hi müdahaleyi lüzumlu kılar.Üreterovajinal fistül üretere stent yerleştirmekle onarılabilir.

 

İdrar Retensiyonu

Sık rastlanan ve doktor için uğraştırıcı bir komplikasyondur. Ra­dikal histerektomide mesaneye gelen sinirlerden bir kısmı kesildiğinde mesane fonksiyonunu geçici olarak kaybeder. Ayrıca hastada idrar et­me hissi de kalkar. İdrar inkontinansı için yapılan ameliyatlarda da re-tansiyon olabilir.

Bu iki halde de çare, mesaneye sonda yerleştirmektir. İnkontinans için yapılan ürethropeksi ameliyatlarında sonda 5,7 gün yerinde bırakılır, icab ederse tekrar konur. Radikal ameliyatlardan sonra retansiyon aylarca sürebildiğinden hastaya kendi kendine günde 2-3 defa sonda yapması öğretilir (Bu, devamlı sondadan daha az morbidite taşır).

Thromboplebitis

Klinik bulgularla tanısı güç olan bir hastalıktır. Radikal histerekr tomide en yüksek mortaliteye tromboflebit neden olur (Kanser vakalarından başka fazla şişmanlık, diyabet, herediter hiperkoagulas-yon istidadı risk grubu teşkil ederler).

Tanı: Sıcak, ağrılı ve ödemli ekstremite bu hastalığı düşündürmelidir. Homan işareti (ayağın dorsifleksiyonunun ağrılı oluşu) tanı için yeterli değildir.

Kontrast vengraphy şimdi empedence plethysmography’nin ye­rini, Doppler venography ise compression ultrasonography’nin yerini almıştır.

Tedavi: Profilaktik olarak, yüksek risk taşıyan hastalarda ve ji­nekolojik kanser ameliyatlarında ameliyattan evvel profilaktik olarak yerleştirilecek elektrikli pneumatik bacak kompresyonu plastik kılıfları, baldırlara ve bacaklara muntazam aralıklarla basınç yaparak dolaşıma yardım eder ve ameliyattan evvel profilaktik heparin kullanılmasından daha etkilidir.

Tedavi hastanede erken heparinizasyon (postpartum trombofle-bite bakınız) ile başlar. Ekstremite yastıklarla yükseltilir ve hareketten menedilir. Heparin tedavisi 7-10 gün sürer. Bunu takiben coumadin tedavisine geçilir ve coumadin’e 3-6 ay devam edilir.

 

Masif bacak tromboflebitinde ve ağır pulmoner embolide hepa­rin tedavisinden evvel thrombolytic ajan olarak streptokinase’ındamar içine kullanılması tavsiye edilir.

Cerrahi tedavi olarak heparine cevap vermeyen vakalarda ve masif pulmoner embolilerde embolectomy kullanılmaktadır. Vena cavanın kısmi olarak bağlanması artık ender olarak yapılmaktadır.

Akciğer Embolisi

Klinik işaretler ya çok hafif veya çok ağır olabilir. Taşikardi, ne­fes alma zorluğu, plevra ağrısı, öksürük, hemoptizi görülebilir. Ağır va­kalarda kardiovasküler kollaps, solunum iflası, koma ve ölüm birbirini takib eder.

Muayenede bulgular az olabilir. Plevra friksiyonunu işitmek, şüphe uyandırmalıdır. Röntgen bulguları da spesifik değildir.

Tanı için perfüzyon scanning çok yardımcı olur. Keza pulmoner arteriografi tehlikesine rağmen küçük miktarda kontrast materyeli kul­lanarak emboli tanımı için yararlı olur. Bu iki test menfi olsa bile em-boli şüphelenilen vakalarda aşağı ekstremitelerde impedance plethg-smografi, kompresyon ultrasonografi veya renkli Doppler ile trombus teşhisi konursa hasta emboli tedavisi görmelidir.

Tedavi: Devamlı damar içi heparin tedavisi yapılmalıdır. APTT (Activated partial thromoplastin time) normalin 1,5-2 misli olmalıdır. Ağızdan antikoagulasyon ilacı da heparin ile aynı zamanda başlanabilir. Coumadin tedavisi en aşağı 3 ay eğer mükerrer trombo-sis veya emboli oluyorsa bir yıl süre ile kullanılmalıdır.

Yukarıda bahsedildiği üzere streptokinase tedavisinin de hayatı tehdit eden masif emboli vakalarında kullanılması nazarı itibare alınmalıdır


PELVİSTE SUPORT SORUNLARI

İdrar Kaçırma (Incontinence)

Kadınlarda çok sık görülür. Birçok istatistikler kadınların % 50′sinde yaşamlarının herhangi bir döneminde idrar kaçırma şikayeti olduğunu göstermiştir. Bilhassa 30-40 yaşlarında daha da sıktır. Şikayetler toplum içinde hastaya utanma nedeni oluyorsa kesin­likle tedavi edilmesi gerekir.

Bu problemin nedenleri farklıdır ve hakiki nedeni bulmak son derece önemlidir. Zira tedavi her sebepte farklıdır. İlaçla tedavi edile­bilecek bir durumu ameliyat ile düzeltmeye çalışmak hatalıdır. Bu du­rum doktorda utanca, hasta ve ailede de hiddete neden olur.

Başlıca nedenler:

-      Hakiki stres incontinence

-      Mesane hiperakititesi

-      Bypass incontinence

Hakiki İncontinence

Hakiki stres incontinence öksürme, gülme ve hapşırma gibi zor­lanma hallerinde, mesanede idrar etme kontraksiyonu olmadan idrarın kaçırılmasıdır.

Tanı

Her hastalığın tanısında anamnez almak ve genel muayene önemli bir başlangıçtır. Hikayede hastanın evvelce geçirdiği hastalık ve ameliyatlar, doğum komplikasyonları merkezi sinir sistemi hastalıkları sorulmalı ve idrar kaçırılmasının oluş şekli, (kendi kendine mi geliyor, vajenden gelme olasılığı -fistüller- öksürük veya gülme gi­bi zorlama ile hemen mi yoksa zorlamadan 10-15 saniye sonra mı oluyor) anlaşılmalıdır. Muayenede vulva, vajen, uterus ve mesanenin durumu (prolapsus), urethrovesical posterior açı kaybolmuş mu, kasıkların ve baldırların iç tarafına ve klitorise dokunarak perineal ve perirektal kaslarda refleks kasılma var mı (sakral sinir köklerinin çalışmasının normal olduğunu gösterir) tetkik edilmelidir.

İkinci yapılacak muayene idrar tahlili ve kültürüdür. Zira idrar yolu enfeksiyonları her tür idrar kaçırılmasına neden olabilir.


AŞAĞI GENİTAL ORGANLARIN ENFEKSİYONLARI

Vulvitis

Jinekolojide en sık görülen enfeksiyon olup doktor için sorun yaratan hastalıktır. Zira, hem çeşitli nedenler söz konusudur ve hem de başka bir anatomik organ, meselâ: mesane, serviks menşeli olabi­lir.

Vulva enfeksiyonları vaginal enfeksiyonlarla veya dermatolojik sorunlarla beraber olur. Dermatolojik tahrişler kadının kullandığı krem veya losyonlardan, çamaşır deterjanlarından, sabun cinslerinden ola­bilir.

Doktorun çok dikkatli olacağı husus uzun süreli hasta şikayetlerinde biopsi lüzumunu anlamasıdır. Zira vulva neoplasmlarının başlangıç şikayetleri vulva iltihabı bulguları ile aynıdır.

Dikkat edilecek diğer husus kadınların kendi kendilerini uzun süre ev ilaçları kullanıp vulva tahrişine neden olmalarıdır. Bu hallerde bu ajanları durdurup lokal corticosteroidler ile hastayı rahat ettirmek lazımdır. Corticosteroidler de uzun kullanlmamalıdır. Atrofik vulvovaje-nitten menopoz konusunda bahsedilecektir.

Candidiasis (fungus) vulvada ve bilhassa diabetli hastalarda sık görülür. Vulva parlak kırmızı renktedir ve kaşıntı çok şiddetlidir. Vagi­nal smear veya deri kazıntısı mantar teşhisine yardım eder.

Antifungal ilaçlarla lokal tedavi, bilhassa corticosteroidlerle be­raber hazırlanan preparatlarla yapılan tedavi çok başarılıdır. Tedaviye iki hafta devam edilmelidir.

Bartholin bezlerinin enfeksiyonu bir çok bakteri tarafından mey­dana getirilebilir. Hem aerobik ve hem de anaerobik bakteriler etken olabilir. Bartholin enfeksiyonlarında çabuk abse teşekkül eder. Ağrı çok fazladır. Tedavi absenin açılmasıdır. Ancak abse çoğu kez nükseder. Bu nedenle abse duvarından bir kısım eliptik olarak çıkarılmalı ve kenarları sütüre edilmelidir (Marsupializasyon). Bu ope­rasyon lokal anestezi ile yapılır. Cellulitis yoksa antibiotiğe lüzum yok­tur.

 

Vestibulit vajen introitusunda himen hizasında yan taraflarda olan, lokal eritem ile seyreden etyolojisi bilinmeyen bir hastalıktır. O kadar hassas ve ağrılıdır ki hasta bu bölgeye hafifçe dokunulmasına bile tahammül edemez. Vakaların % 25′i kendiliğinden kaybolur, % 50′si iyileşir % 25′i aynı derece rahatsızlıkla devam eder. Corticos-teroidlerin, antibiotiklerin hiç bir faydası yoktur. Cerrahi olarak o bölgenin çıkarılması bazı vakalarda iyi neticeler vermiş ise de bu operasyon şiddetli ağrılı olanlar için tatbik edilmelidir ve bu sahada tecrübeli olan cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

Vaginitis

Vajende daima normal olan bir akıntı vardır, beyaz veya şeffaf kokusuz bir akıntıdır. Normal pH 3.5,4.2′dir. Normal mikroskopik muayenede aerobik ve anaerobik bakteri karışımı bulunabilir: Staphy-lococcus aureus, streptococci B grubu, E.coli, Bacteroides fragilis ve funfus (candida). Arazlar genellikle yanma, ağrı, kaşıntı ve kokulu akıntıdır.

Tanı: Muayenede vulvadaki eriteme, varsa ülserasyona ve pig­mentli lezyonlara dikkat etmeli serviks’te erozyon ve iltihabi akıntı var mı, serviks, uterus ve adneksa hassas ve ağrılı mı bakmalıdır. Basit muayenehane testleri kolayca yapılabilir. Nitrazin kağıdı kullanarak vajen pH’sı, akıntının mikroskop altında muayenesi, % 10′luk potas­yum hidroksit ile akıntının balık kokusu verip vermediğine bakılır. Bu gün muayenehanede yapılacak gonore, chlamidia ve herpes genitalis testleri mevcuttur.

Vaginosis

Evvelce nonspesifik vaginitis veya gardnerella enfeksiyonu diye tanınan ve etkeni Gardner tarafından bulunan bu enfeksiyon yanlız gardnerelala bakterisi ile değil anaerobik (bacterioides, anaerobik cocci, mobiluncus) bakterilerle de oluştuğundan bugün bakteriel vaginosis diye adlandırılmalmaktadır.

1996 American College OB-GYN Denver toplantısında vagino-sis’in gebelikte erken doğuma neden olduğu raporu verilmiştir.

Vajende çok az bir enflamasyon belirtisi olup anaerobların neden olduğu aminlere bağlı koku mevcuttur. Hafif yanma ve kaşıntı

 

olabilir ve akıntı homojen, gri enkli ve köpüklüdür.

Tanı: Akıntıdaki koku, preparatta çomak ve kokların bulunması, kenarlarına bakteriler yapışmış epitel hücreleri (clue hücreleri) pH 5-5.5 bulunması ile yapılır. Kültürün bir faydası yoktur, yanlış yöne sürükleyebilir. Çok az sayıda lökosit vardır.

Tedavi: Metronidazol ağızdan 500 mgr günde iki defa, yedi gün süre ile kullanılırsa çok etkilidir. Veya clindamycin ağızdan 300 mgr günde iki defa 7 gün kullanılır. Semptomatik olmayan vaginosis te­davisine lüzum görülmemektedir. Gebelikte zarların erken yırtılmasına neden olabileceğinden tedavi önem taşıyabilir.

Trichomoniasis

Bir protozoan olan trichomonas vaginalis enfeksiyon ajanıdır. Genelde cinsi münasebetle geçer fakat cinsi münasebetle olmayan türü de görülebilir. Vakaların çoğunda erkeğe de geçer.

Hasta arazları, çok rahatsız edici vulva ve vajen tahrişi, yanma, kaşıntı ve artmış gri yeşil köpüklü, kokulu akıntıdır.

Tanı: Preparatta çok sayıda lökosit çomak ve koklar ve tanıyı kolaylaştıran hareketli trichomonas görülür. Kronik vakalarda tanı daha zor olabilir. Kültürün pek faydası yoktur.

Muayenede; vulva eritemlidir, köpüklü akıntı yanında bazen cervix’de çilek gibi benekli bir görünüm vardır.

Tedavi: Partner da aynı süre içinde tedavi edilmelidir. Metro­nidazol tedavisi en etkili tedavidir. 250 mg tablet günde üç defa 7 gün verilir. Hastanın bu kadar gün ilâç alacağına itimat edilmez ise tek doz 2000 mg verilebilir. Fakat hastalığın nüksetmesi olasılığı artar.

Gebeliğin ilk üç ayında metronidazol’un zararlı olup olmadığı belli değildir o nedenle ikinci trimester’i beklemelidir.

Candidiasis (Fungus)

Çok sık görülen bir vajen enfeksiyonudur. Daha ziyade Candi-da albicans türü ile (% 85) olur. Diğer candida türleri C.glabrata (% 5-7), C.tropicalis (% 5-7)’dir. Hastanın gebe olması, antibiotik alması veya diabetli oluşu riski arttırır. Doğum kontrolü haplarının da riski

 

arttırma ihtimali vardır.Asemptomatik hastaların % 15-25′inde saprofit olarak fungus bulunur ve bu da enfeksiyon var demek değildir.

Tipik araz şiddetli kaşıntıdır. Muayenede kaşıntıya bağlı eritem ve çok az, beyaz peynir görünüşünde bir akıntı vardır. pH 4.5 veya daha azdır. Candida enfeksiyonları Trichomonas enfeksiyonları veya vaginosis ile de beraber olabilir.

Tanı: Yaş preparatta, % 10 KOH ilave edilip lökosit ve epitel hücrelerini eriterek mycelia’yı görmek % 80 vakada mümkündür. Gram boyası ve kültür teşhis edilemeyen vakalarda kullanılır.

Tedavi: Bugün en sık kullanılan tedavi Imidazol grubu (clotrim-azole, miconazol, buconazole) kremlerle lokal tedavidir. Gentian violet de etkilidir fakat boyasının giysilere bulaşması nedeniyle tercih edil­mez. Nystatin daha ziyade inatçı vakalarda ağızdan kullanılarak lokal krem tedavisine yardımcı olur.

Candida enfeksiyonlarının sık görülen sorunu tekrar etmeleridir. Bu durumlarda ya çok uzun süreli, aylarca, haftada iki defa imidazol kremleri kullanılır veya ağızdan kısa süre (karaciğer toksisitesi nede­niyle) ketoconazole veya fluconazole kullanılabilir. Erkeğin de tedavisi lüzumlu olabilir.

Vajende Yabancı Cisim

Vaginal enfeksiyon arazı ile gelen bir hastada doktor daima va­jende yabancı cisimden şüphelenmelidir. Kadında en sık rastlanan yabancı cisim menstruasyonda kullanılmış ve unutulmuş tampon­lardır. Vajen iltihabı arazları ile getirilen küçük çocuklarda da yabancı cisim akılda tutulmalı ve eğer icab ederse vajenin görülmesi için çocuk anestezi altında muayene edilmelidir.

Aynı zamanda gonore, trichomonas vs. gibi enfeksiyonlar yok­sa yabancı cismi çıkardıktan sonra bir antibiotik tedavisine lüzum yok­tur.

Toksik Şok Sendromu

Bu sendrom akut, ateşli bir hastalık olup, bakteri endotoksini sistemik yayılma yaparak bir çok organ fonksiyon bozukluğuna neden olur ve hastada ileri derecede tansiyon düşüklüğü olur. Vakaların


KRONİK PELVİS AĞRISI

Altı aydan fazla süren ağrılar kronik ağrılardır, bunlar ya devre devre gelir (dysmenorrhea, ovulasyon ağrısı, dysparaunia) veya devamlı olur.

Dysmenorrhea

Primer veya sekonderdir. Primerde organik bir hastalık bulun­maz, prostaglandin’in neden olduğu kontraksiyon ve iskemi vardır. Ağrı mensturasyonun ilk iki gününde olur prostaglandin sentezini inhi-be eden ilaçlar (ibuprofen, naproxen vs.) çok etkilidir.

Sekonder dysmenorrhea: sonradan olan ve endometriosis, adenomyosis, kronik salpingitis, spiral, cervical stenoz (konbiopsi, di-latasyon ve küretaj) gibi durumların neden olduğu ağrıdır.

Primer olanda prostaglandin G’ye bağlı bulantı, kusma, diyare, baş dönmesi de vardır. Zamanla; bilhassa gebeliklerden sonra iyileşir. Bu tip dysmenorrhea’da, dyspareunia (ağrılı cinsi münasebet) genel­likle yoktur. Pelvik muayene hiç bir bulgu göstermeyebilir.

Sekonder olan ise menstruasyondan çok evvel başlar ve bütün periyod süresince devam eder. Dyspareunia çok sık görülür. Muaye­nede uterus ve adnexa ağrılıdır ve endometriosis de uterosacral nodüller, kist ve fikse retroflex uterus palpe edilebilir.

Dysmenorrhea’lı hastada önce antiprostaglandin veya doğum kontrol hapları, denenir. Başarılı olunamazsa, laparoskopi yapılarak organik hastalık olup olmadığı tespit edilmelidir.

Dyspareunia

Ya vajen girişinde ağrı duyulur veya ağrı derindir. Kadın pelvis içinde ağrı duyar. Girişte olanlara vulva veya bartholin bezi iltihabları, atrofik distrofiler, ülserasyonlar, ağrılı episiotomi nedbesi ve vaginis-mus neden olur.

Derin olanlara endometriosis, kronik salpenjit, pelvis yapışıklıkları, över ve tüp prolapsusu neden olabilir.

Cyclus Ortası Ağrı

Genellikle ovulasyonda över folikülünden çıkan kan ve sıvının peritondaki tahrişinden olan ağrıdır. Seyrek olarak endometriosis de bu çeşit ağrıya sebeb olabilir. Ovulasyon ağrısı umumiyetle birkaç sa­at sürer, iki günden uzun ağrılar herhalde ovulasyon ağrısı değildir.

 

Analjezikler etkilidir. Ender olarak inatçı vakalarda ovulasyonu birkaç ay durdurmak icab edebilir (doğum kontrolü hapları, progesteron).

Devamlı Kronik Pelvis Ağrısı

Periodik olmayan ve 6 aydan fazla süren ağrılardır.

Endometriosis

Başlıca araz dysmenorrhea’dir. Genellikle bütün menstruasyon boyunca sürer, diğer arazlar derin dyspareunia ve infertilite’dir.


Endometriosis hâlâ bir çok bakımdan bilinmeyen bir antite ola­rak kalmaktadır. Etyolojisi için birkaç teori vardır. Biri endometriumun fallopian tüb yolu ile veya hematojen yolla, yahut lenfatik yolla perito-neal kaviteye yayılmasıdır. Diğer teori coelomic epitelyumun sonra­dan metaplazisi teorisidir. Ailevi bir istidat mevcuttur. Endometriosis olan bir kadının akrabalarında endometriosis oluşumu ihtimali yedi defa artmıştır. Yani genetik predispozisyon vardır. Şüphesiz multifaktöryel bir hastalıktır (immunite azalması dahil olarak). Bilgi yoksunluğu nedeniyle koruyucu tedbir alınamamaktadır. Ortalama kadınların % 10-15′inde endometriosis vardır.

 

Endometriosis selim bir hastalıktır. Fakat yaptığı hasarlar, över­leri istila etmesi, üreter ve barsakları tıkaması neden olduğu ağrı ve nihayet enfertilite sorunu itibariyle pek selim bir tabiat göstermez.

Hastalık yapışıklıklar ve nedbeye neden olduğundan sık rastla­nan bir bulgu da, sabitleşmiş geri dönük uterustur. Keza överde teşekkül eden endometrioma dediğimiz kistler zamanla över fonksiyo­nunu bozacaklardır.

Endometriosis estrojen mevcudiyetine bağlıdır. Menopozda ve­ya cerrahi olarak över fonksiyonu ortadan kalkarsa endometriosis kaybolur. Menopozdan sonra estrojen kullananlarda endometriosis aktivitesi ender olarak görülebilir.

Tedavi: Teşhis laparoskopi ile ispat edildikten sonra başlamalıdır. Tedavinin genişliği ve süresi, hastanın yaşına, ilerde ge­be kalma arzusu olup olmadığına, endometriosisin nerede ne kadar ilerlemiş olduğuna ve hastanın arazlarına bağlıdır.

Tedavi, ilaç tedavisi, cerrahi tedavi veya ikisinin karışımı olabi­lir. Cerrahi tedavi de ya muhafazakar ya da radikal olur.

İlaç tedavisinde gaye, amenore yaratıp endometriosis kistlerini atrofiye götürmektir. Bu maksat için kullanılan ajanlar şunlardır:

a)   Oral kontraseptif tablet (doğum kontrolü hapları); menstru-asyonun 3.cü günü günde bir tablet ile başlanır eğer kanama olursa günde iki tablete çıkarılır. Genellikle bu ay hallerini durdurmaya kafi­dir. Bazen üç tablete çıkmak icab eder ki bulantı ve karın şişkinliği hasta için sorun olabilir. Tedavi devamlı olmalı ve 6-9 ay amenore sağlanmalıdır.

b)   Eğer hasta bu tedaviye dayanamaz ise progesteron (Med-roxy-progesteron) 100 mg I.M. her iki haftada bir başlanır iki ay sonra 200 mg ayda bir dört ay süre ile verilirse bu uzun süre amenore yaratır. Ancak progesteron tedavisinin bir mahzuru tedaviden sonra bazen çok uzun süre, mesela bir yıldan daha uzun ovulasyon olmasıdır. Hamile kalmayı tasarlayan bir kadın için bu durum, arzu edilmeyen bir yan tesirdir.

c)    Danazol: Androjenik etkisi vardır. Etki mekanizması tam açıklanamamakla beraber amenorrhea yaratması bu tedavide kullanılmasını sağlar. 800 mg ağızdan günlük doz ile 4-6 haftada amenorrhea başlar. Tek doz yerine günde 4 defa muntazam aralıklarla 200 mg verilir. 6 hafta sonra ilaç 4×100 mg’a indirilir. Eğer kanama olursa dozu yükseltmek lazım gelir. Bu ilacın pahalılığı yanında akneye, hirsutizme, ödeme, sıcak basmalarına, libido azalmasına, baş ağrısı ve antiestrojenik etkilere sebeb olması bir problem teşkil edebilir. Mümkün olduğu kadar az doz ile amenore te­min edilmeli ve ancak 6-9 ay devam edilmelidir. Danazol’un HDL li­poprotein azaltıcı ve LDL lipoproteini arttırıcı etkisi olmasına rağmen bunun arteriosklerozu etkilemekte olduğu ispat edilmemiştir.

d)   GnRH agonistleri; çeşitli yollardan İM (Leuprolide) veya bu­run içine (intranasal) (Nafarelin) kullanılabilir. Leuprolide için doz 3,75 ile 7,5 mg arası ayda bir, Nafarelin için günde iki defa burun içine spray olarak 200 microgram’dır. Yan tesiri estrojen yetmezliğidir (sıcak basması, vajen kuruluğu). Tedaviye luteal fazda başlanırsa amenore daha erken görülür. GnRH kan lipoproteinlerine etkide bulunmamaktadır.

Cerrahi Tedavi: Bu tedavi hastanın yaşına ve hastalığın ilerle­me derecesine bağlıdır. Genellikle büyük endometriomlar (8 cmveya daha büyük), üreter ve barsak lezyonları cerrahi tedaviyi lüzumlu kılar.

Laser’in tıpta kullanılması endometriosis’in laparoskopi ile yanlız tanısını değil, tedavisini de kabil kılar. Laser ile adhesionlar açılabilir, küçük endometriomlar koterize edilebilir. Laser keza mesa­neye, üretere ve barsağa yakın lezyonların tedavisinde penetrasyo-nun çok iyi kontrol edilebilmesi nedeniyle yararlıdır. Cerrahi tedavi pelvis operasyonlarında tecrübeli bir doktorun işidir, zira konservatif tedavide hasta ilerde gebe kalmayı tasarladığından doktor mikrocer-rahi esaslarına sadık kalmalıdır. Radikal pelvis ameliyatındaki cerrahi maharet endometriosis operasyonlarında da lüzumludur.

Muhafazakar tedaviden sonra geride bazı endometriosis lezyonları kalabileceğinden cerrahi tedaviden sonra ilaç tedavisi de gerekebilir.

Endometriosis’den bahsedilirken adenomyosis’de zikredil­melidir. Adenomyosis oluşumu üzerine bugünkü teori uterustaki endo­metrium basalis katının estrojene bağlı hipertrofisi ile endometriumun miyometriumu istila ettiği şeklindedir.

Adenomyosis genellikle tesadüfen bulunur. Eğer 40-50 yaşları arasında yapılan hysterectomy’de uterusa kesit yapılırsa % 60 vaka­da adenomysosis bulunur. Tipik araz dysmenorrhea ve menorrha-gia’dır. Ay halinden evvel myometriumdaki endometrium adalarının konjesyonu ile uterus büyür ve yanlışlıkla gebelik veya myom tanısı konabilir.

Tedavi: Konservatif olarak analjezikler ve prostaglandin inhibitörleri kullanmakla veya hormon cyclus tedavisi ile hasta rahat ettirilebilir. Radikal tedavi hysterectomy’dir.

Kronik Salpingitis

Akut salpingitis geçirmiş bir kadında kalıntı olarak kronik sal-pengitis’e bağlı ağrı olabilir. Ağrı nedeni pelvisteki yapışıklıklar, sinir ve damar zedelenmeleri mükerrer iltihaplanmalardır. Arazlar; pelvis ağrısı, dysmenorrhea, dyspareunia, adnexa ağrısı ve bazen de ağrılı kütledir. Uterus culdesac’da fikse durumda olabilir.

Tedavi: Antibiotik tedavilerinin faydası ispat edilememiştir. İlk yapılacak ameliye Laparoskopi olmalı, tanıdan sonra varsa pelvik yapışıklıklar ileri açılmalıdır. Bunun faydası olabilir. Dayanılamayacak derecedeki durumlarda jinekolojik organları çıkarmaktan başka etkili tedavi yoktur.

Pelvis Konjestiyonu

Ağrı tipi daha ziyade arkaya ve bacaklara vuran karın ağrısıdır. Gün sonunda, ay hallerinde, cinsi münasebette artabilir. Pelvis mu­ayenesinde hassasiyetten başka kütle gibi bir bulgu yoktur. Laparos-copy’de ya hiçbir anomali bulunmaz veya çok genişlemiş lig. latum venleri görülür ki etyolojide hakikaten bir rolü var mıdır, bilinmemekte­dir.

Kronik Ağrı Sendromu

Bu tip hasta organik hastalığının bulunmamasına veya çok az olmasına rağmen ağrısını çok abartan bir hastadır. Sorun daha çok

 

sosyal, ekonomik ve ruhsal sorunlarla paralel gider. Ağrı için organik hastalık ekarte edildikten sonra psikolojik yardıma başvurulmalı ve konsültasyon temin edilmelidir. Ağrı için narkotik olmayan ilaçlar tercih edilmelidir.

Jinekolojik Olmayan Nedenler

Endometriosis: sol över çikolata kisti

 

Gastrointestinal sistemin kronik hastalıkları (barsak iltihapları), kronik cystitis, bilhassa lumbosacral ortopedik hastalıklar teşhis ayırımında akılda tutulmalıdır. Bu tür arka ağrıları sırt yolu ile aşağı karına yayılabileceğinden hatalı olarak lüzumsuz laparoscopy’ler yapıldığı bilinir.

 


PELVİSTE AĞRI

Pelvis ağrıları jinekolojide en sık rastlanan şikayetlerden biridir.

Başlangıçta iyi bir anamnez almak tanıya yardım eder; ağrı ne zaman başladı, daha evvel de oldu mu, karakteri nedir, (şiddeti, çekilme veya burkulma yapan karakteri) başka bir tarafa yansıyor mu, idrar yaparken, defekasyonda, hareket halinde, cinsi münasebetle ilgi­li mi araştırılmalı ve kontrasepsiyon metodları sorulmalıdır. Hastada daha evvel aynı ağrılar oldu ve laboratuar, ultrasonik veya laparosko-pik muayene yapıldı ise onların raporları elde edilmeye çalışılmalıdır ki lüzumsuz ve pahalı tetkikler tekrar edilmesin.

Muayene

Bütün vücut muayenesi yapılmalı, ağrıya göre karın ve rekto vaginal mayene üzerinde durulmalıdır.

Akut Ağrı

Uterus:

Endometrit Servisit

Miyom dejenerasyonu

Adneks:

Salpenjit Endometriosis Abse Torsiyon

Corpus luteum rüptürü Över tümör dejenerasyonu

Gebelik:

Düşük Dış gebelik

Jinekolojik Olmayan:

Apandisit Divertikülit

Mezenterik lenfadenit Sistit

Böbrek taşı Kemik-adele nedenleri

 

Pelviste iltihab; pelvis iltihabına bakınız. Salpenjit

Adnex patolojisi; över kisti torsiyonu, över kisti rüptürü veya he-morajisi pelviste ağrıya neden olur. Torsiyonda ağrı kolik şeklindedir ve tek tarflıdır. Rüptür veya hemorajide iki taratta da ağrı olup ağrı da­ha çok över kistinin bulunduğu taraftadır. Hikayede cinsi münasebet, aşırı hareket ve karına travma bulunabilir. Çok aspirin alanlarda veya antikoagulasyon tedavisi görenlerde hemoraji görülebilir.

Pelvis muayenesinde ağrılı kitle kolayca hissedilemez ise ultra-sona başvurulmalıdır. Ultrason adnexdeki kitleyi veya cul de sac’daki sıvıyı gösterebilmesi nedeniyle yararlıdır. Eğer rüptür veya hemoraji-den şüphelenilirse culdocentesis tanıyı sağlar. Culdocentesis culde-sac’da yapışık kitle varsa kontrendikedir (barsak delme tehlikesi). Tor­siyonda, hafif ateş, lökositoz ve sedimantasyon artması olur. Bunlar rüptür ve hemorajide yoktur. Laparoskopi kati tanıyı verir ve lüzumsuz bir laparotomiyi önleyebilir.

Erken Gebelik Komplikasyonları

Pelvis ağrısı varsa spontan düşük, septik düşük ve dış gebelik, gebelik çağındaki her kadında daima akılda tutulmalıdır. Bugünkü hassas gebelik testleri dış gebelik ayırımında büyük yardımcıdırlar (Dış gebeliğe bakın).

Jinekolojik Olmayan Nedenler

Akut apandisit, divertikülit, gastroenterit, mezenterik lenfadenit sebepler arasındadır. Regional ileitis ve ulcerative colitis daha ziyade kronik ağrı yaparsa da zaman zaman akut ağrı da yapabilirler. Dışkıda kan ve bakteri aramak, genel peritonit olmayan vakalarda sig-moidoskopi ve baryum röntgen muayeneleri tanıda yardımcı olur.

İdrar yolları iltahab ve taşları karın ağrısı yapabilirler. İltahablarda genellikle suprapubik ağrı, disüri ve hematüri beraber görülür. Ayrıca sickle celi anemi, lupus erythematosus, hyperthyroi-dism, Addison krizleri, hyperparathyroidism de karında ağrı yapabilir.


PELVISTE KİTLE

Sık görülür ve çeşitli orijinleri vardır.

A- Jinekolojik Olmayanlar

Dolu mesane Pelvise düşük böbrek Bağırsakta dışkı Diverticulosis Apandisit abbesi

Retroperitoneal Hematom veya tümör Metastatik carcinoma

Karın cidarı hematomu veya tibrosis (ışın tedavisi neticesi)

B- Jinekolojik Olanlar

Uterus

Benign Tümörler

Miyomlar en sık görülenlerdir. Genellikle muayenede tesadüfen bulunur. Semptomatik olanlarda subakut veya kronik ağrı, mesaneye veya barasğa baskı, anormal kanamalar ender olarak da miyomdaki dejenerasyona veya pediküllü miyomun torsiyonuna bağlı akut ağrı olabilir.

Miyom çok ender olarak (1:1000) sarkoma değişebilir. Malign Tümör

İhmal edilmiş vakalar hariç uterus kanserleri pek büyük bir kitle yaratmaz, daha ziyade anormal kanama vardır. Geç teşhis edilmiş servikal kanser pelviste geniş tümörler oluşturabilir.

Uterusun doğuştan anomalileri; bicornis ve unicornis adneks tümörü ile karıştırılabilir

Överler

Pelvis kitlelerinin çoğu över tümörleridir. Kistler fonksiyonel ve­ya neoplastik kistlerdir.

Çocukluk ve puberte çağındaki över tümörleri çok ciddiye alınıp araştırılmalıdır zira, bunların çoğu neoplastiktir ve malign olabilir.

Puberte ile menopoz arası tümörlerdaha ziyade fonksiyonel veya be-nign tümörlerdir (benign kistler, endometriosis dahil). Postmenopoz tümörler de neoplastiktir ve derhal teşhis edilmelidir. Dermoid kistler genç kızlarda 1-20 yaş arasında en sık görülen tümörlerdir. Seröz ve müsinoz kistadenomalar reprodüktif yıllarda sık görülen över tümörleridir. Theca lutein kistleri, trofoblastik hastalıkta kanda çok yüksek chorionic gonadotropin seviyeleri nedeni ile olan tümörlerdir ve büyük hacimlere (20 cmkadar) ulaşırlar. Ameliyata lüzum yoktur. Zira trofoblastik tümör çıkarılıp chorionic gonadotropin seviyesi düşünce onlar da kaybolur.

Över kanserlerinin büyük kısmı epitelyal tümörlerdir.

Pelvik Kitle Tanısı

İyi bir anamnez alınması en önemli ilk adımdır. Tanıda jinekolo­jik olmayan hastalıkların da dikkate alınması lazım geldiğinden hastanın uzun zamandır mide barsak veya idrar yolları şikayetleri, ağrıların yeri süresi ve yayılma şekli, anormal kanamalar, geçmişteki cerrahi veya ışın tedavileri tanıya yardım edeceklerdir. Ateş, titreme, enfeksiyon, akut ağrı, kusma ve ateş pelvik tümörlerin torsiyonunu ekarte etmez, ascites habis tümör ihtimalini arttırır.

Muayenede palpe edilen kitlenin tek taraflı, düzgün yüzeyli, kis-tik tabiatta ve mobil oluşu daha ziyade selim tip tümörü, solid, gayri-muntazam ve fikse oluşu ise habis tümörü işaretleyebilir. Tabii ki bunların istisnaları vardır. Palpasyonda ağrı; iltihabi hastalıklarda tor-siyon hallerinde ve gebeliklerde daha sık görülür.

Hasta görüldüğünde pap smear ve bakteri için smear yapılmalıdır. Eğer vajen veya servikste bir lezyon görülürse pap sme-ar’e güvenmeyip biopsi yapılmalıdır. Anormal kanama varsa endo­metrium aspirasyon biopsisi kolayca muayenehanede yapılabilir. Karında ascites ponksiyonu habis hücreler gösterirse kıymet taşır. Negatif olması habis tümör olanağını ortadan kaldırmaz. Cul de sac ponksiyonunda kan, rüptüre olmuş dış gebeliği veya hemorajik över kistini gösterir.

Laboratuarda kan sayımı, idrar tahlili Beta HCG gebelik testi, böbrek fonksiyon testi (kan üre nitrojeni ve kreatinin dahil) eğer lüzum

görülürse kan grubu ve crossmatch yapılmalıdır. Beta HCG testi tro­foblastik hastalığının takibinde de faydalıdır.

Röntgen ve Ultrason

Karın röntgeninde hava sıvı seviyeleri veya periton içi serbest hava (genellikle cerrahi müdahaleyi icab ettirir) mevcudiyetini göstererek yardım eder. Kalsifikasyonlar, dermoid kistlerde, över tümörlerinde ve uterus miyomlarında görülür.

Mide, barsak şikayetlerinde kontrastlı röntgen tetkiki övere me­tastaz yapan mide tümörlerini gösterebilir.

İntravenöz piyelografi idrar yolları anomalilerini, pelvis böbreğini, üreter darlıklarında ise böbreğin dejenerasyon derecesini gösterir.

Ultrasonografi bir tümörün büyüklüğü, vasfı (kistik veya solid) ve orijini hakkında bilgi verir. Muayenesi zor şişman hastalarda vajinal ultrason bilhassa yardımcıdır. Yaşlı hastalarda vaginal ultrasonografi zor veya imkansız olabilir. Renkli Doppler ultrason ile habis ve selim över tümörlerinin ayırıcı tanısı için yapılan yeni çalışmalar ümit verici­dir.

MRI (Magnetic Resonance Imaging)

Pahalılığı ve vücudunda metal parçalar olanlarda (pacemakers, anevrizma küpleri, intraokuler metal parçaları olanlar) yapılması deza­vantaj olmakla beraber ışın ve kontrast materyel kullanılmasına lüzum olmaması nedeniyle tercih edilebilir. MRI yağ dokusunu-hemorajiden, solid tümörü hematomdan ayırt edemez. Ultrason tam netice vermez­se, uterus tümörünü adneks tümöründen iyi ayırabilir, yine basit bir kisti hemorajik kistten ayırmada faydalı olabilir.

BT de pahalı ve kontrast materyel kullanan bir metoddur. Fakat yağ dokusunu ayırt etmesi yönünden, retroperitoneal dokuların tetkiki bakımından, selim kistik teratomları en iyi tanımlayan metod olması bakımından ve peritoneal ve retroperitoneal över kanser metastaz­larını iyi gösterebildiğinden yararlı bir araçtır.

Laparoskopi

Pelvik tümörlerinin mevcudiyetini, cinslerini ve laparotomiye ihtiyaç olup olmadığını tanımlamak için kullanılır. Laparotomi ve lüzumsuz ameliyatlar önlenebilir. Laparoskopi ile biopsi yapılabilir ve bazı tümörler (över kistleri vs.) laparoskopik metodla çıkarılabilir.

Tedavi: Hastalığın akut olup olmadığına, ağrının şiddetine, hastanın yaşına, muayene, laboratuar ve röntgen, ultrason ve CT scan neticelerine göredir. Rüptür, torsiyon, kanama, şiddetli ağrı ve enfeksiyonlar acil tedaviyi icab ettirir. Sıvı ve kan verilmesi lüzumlu olabilir. Ciddi enfeksiyonlarda damar içi antibiotik tedavisine, lüzumlu kültürler (kan ve lokal) alındıktan sonra genellikle neticeyi bekleme­den başlanmalıdır. Sonradan antibiogram’a göre değiştirilebilir.

Pelviste palpe edilen her tümörün malign olabileceği düşünülerek hareket edilirse kötü sonuçlar önlenmiş olur.

Doktor kendi mahcubiyetine neden olmamak için dolu bir mesa­ne veya barsakta gaita olasılığını akılda tutmalıdır. Ovulasyon olan her kadında daima dış gebelik ihtimali düşünülmelidir (Dış gebeliğe bakınız).

Çocuklarda ve postmenopoz kadında pelvik tümör malign ad­dedilmen ve gerekli diagnostik araştırmalar yapıldıktan sonra cerrahi müdahaleye geçilmelidir.

Tek taraflı över basit kistleri5 cm’i geçmemek üzere konservatif olarak, bekleme ile, 2-3 ay gözlenebilir. Kist kaybolmazsa laparoskopi ile değerlendirilmelidir. Kaybolmayan pelvik tümörlere cerrahi metodla biopsi icab ederse tümör tamamen çıkarılmalıdır. Habeset büyük bir olasılık ise laporotomi ile müdahale tercih edilir. Karın ensizyonu icab ederse daha da uzatılabilmesi için vertikal olmalıdır. Bu suretle tümörün karın içi yaygınlığı doğru olarak tayin edilir.


ERKEN PUBERTE

PSEUDO VEYA TAM   OLMAYAN   ERKEN   PUBERTE

Puberte bir genç kızda biolojik değişiklikler ve fizik gelişmeler ile reprodüksiyona hazırlanma çağıdır. Dünyada ırklara göre puberte yaşı değişebilir. Erken puberte genellikle sekonder seks karakteristik­lerinin 8 yaşından evvel veya menarşın (menstruasyonun başlaması) 9 yaşından evvel görülmesi şeklinde tarif edilir. Pseudo veya tam ol­mayan erken pubertede tek bir puberte gelişmesi olup sistemik estro­gen etkisi bulunmaz. Ya prematür telarche (meme gelişmesi) veya adrenarche (axillada kıllar) yahut da pubarche (pubis kılları) vardır. Vajende estrogen etkisi yani yüzeysel hücrelerin deskuamasyonu yoktur.

Prematür telarche’da meme gelişmesi vardır fakat tam değildir. Genellikle 2 ile 4 yaş arası görülür ve altı ay içinde kaybolur. Etyolojisi belli değildir.

Prematür adrenarche veya prematüre pubarche de tekbaşına mevcuttur ve diğer sekonder seks karakteristikleri yoktur. Adrenarche vakalarında adrenogenital sendrom ayırt edilmelidir. Prematür pu-bareheda anormal ansefalografik değişiklikler olmasına rağmen nörolojik bir hastalık yoktur. Eğer kız çocuğunda estrogen etkisi teşhis edilirse estrogen salgılayan över tümörleri düşünülmelidir. Pseudo-erken-pubertenin en sık nedeni över tümörleridir.

Granulosa-Teca celi tümörleri estrogen salgılar. Bu tümörler rektal olarak palpe edilebilir ve ultrason ile görülür. Selim tabiatlı tümörlerdir ve tedavi tek taraflı oopheroctomy’dir. Bu tümörden ayrı olarak ender över veya extragonadal choriocarcinomalar vardır. Bu tümörler choriogonadotropin salgılar ve bu da estrogen yapımına ne­den olur.

Adrenal bezin konjenital hiperplazisi ve çok ender olan estro­gen salgılayan tümörü, pseudo-erken-puberteye neden olur.

Dışarıdan kullanılan ilaçlar, yüz kremleri, bazı besinler estrogen ihtiva edeceğinden anamnez alınırken bu ihtimal akılda tutulmalıdır.

Hipotiroidismde TSH (thyorid stimulating hormone) pituiter bez­den artan miktarlarda salgılanır buna paralel olarak gonadotropinler

 

de artmıştır. Bu hem överlerde estrogeni arttıracak ve hem de kistlere neden olacaktır. Kistler için operasyona lüzum yoktur. Tiroid fonksiyo­nu düzelince kistler kaybolur. Ayrıca hipotiroidizmde gonadotropin katabolizması azalacağındından yine bir gonadotropin artması olabilir. Hipotiroidi olan genç kızlar estrogen etkisi ile epifizleri erken kapandığından kısa boylu olurlar.

Mc Cune-Albright sendromunda; seksüel erken gelişme uzun kemiklerde ve kafa kemiklerinde fibröz displazi ve kistler, yüzde asi­metri bulunur.

Silver sendromu da; konjenital anomaliler vücudun asimetrik oluşu, deride cafe au lait lekeleri, kısa küçük parmaklar erken puberte bulguları olan bir sendromdur.

Gerçek veya Tam Erken Puberte

Erken puberte vakalarının % 90′ı gerçek-erken-pubertedir. He­men hepsinde neden merkezi sinir sistemindedir. Reproduktif sistem normaldir. Yani hastalar fertildir. Gonadotropin ve estrogen salgılanması da normal olarak cereyan eder. Büyük kısmında neden konstitusyonel veya idiopatiktir. Bazılarında tomografi veya MRI ile beyin lezyonları gösterilmiştir. Bu nedenle her vakada tomo ve MRI yapılmalıdır. Bu tekniklerin ilerlemesi ile bu hastaların çoğunda idiopa-tik değil organik nedenler daha sık bulunacaktır.

Erken puberteye bağlı değişiklikler genç kızın vücut sağlığını etkilemez (beyin hastalıkları hariç) fakat onda ve ailesinde psikolojik krizler yaratabilir. Erken başlayan estrogen hormonu uzun kemiklerin epifizlerinin çabuk kapanmasına neden olacağından bu hastalar akranlarına nazaran daha kısa boyludurlar.

Tanı

Anamnez ve genel muayeneden sonra ilk yapılacak test kemik yaşının (el ve el bileği röntgeni ile) tayinidir. Tam olmayan (pseudo)-erken-pubertede kemik yaşı çocuğun adult olmadığını gösterir. Bu muayene 6 ayda bir tekrarlanarak iskelet sisteminin büyüme dereesi saptanır.

Santral sinir sistemi hastalıklarının tanısı için nörolojik ve oftal-molojik muayene, EEG, (vakaların yarısında elektroansefalografi

anormaldir.) beyin veya MRI yapılır. Karın ultrasonu da overlerdeki veya adrenal bezdeki büyümeleri gösterebileceğinden önem taşır. Kanda TSH, FSH, LH estradiol, testosteron, dehydroepiandrosterone sulfate, triodothyronine ve thyroxine testleri tanıya yardım eder.

Tedavi

Hastada tedavi, sekonder seks karakteristiklerini geriletmek, ovulasyonu ve menstruasyonu durdurmak ve erken epifiz kapan­masına mani olmaya çalışmaktan ibarettir.

Pseudo -Tam olmayan- erken pubertede tedavi nedene bağlıdır. Granulosa celi tümörün çıkarılması veya pituiter bezdeki hor­mon salgılayan hamartoma’nın (hipofizde bir çeşit tümör) alınması so­runu halleder.

Hakiki erken puberte için bugün ideal ilaç GnRH (gonadotropin releasing hormone) agonistleridir. Bu agonistler buruna spray olarak veya enjeksiyon şeklinde kullanılır. Hormon agonistleri pituiterdeki GnRH reseptörlerini bağlayarak GnRH’in hipofize etkisini önler ve hipofizden FSH ve LH salgılanması durur. Överde estrogen yapımı önlenir. Netice olarak sekonder seks belirtileri gerileyecek, mens-tuarsyon ovulasyon duracak ve kemiklerin büyüme hızı azalacaktır.

Bu agonistler aylarca, yıllarca kullanılabilir. Yan etkileri yoktur. Hasta normal boy uzunluğunu bulunca bu ilaç bırakılır. İlaç bırakılınca fonksiyonlar eski haline döner. Ancak başlangıçta küçük kız çocuğundaki bu gelişmiş seks belirtilerinin hem hasta ve hem de aile­si üzerinde yapacağı psikolojik stresi doktorun anlaması ve aileye yardımcı olması lazımdır. Bol elbiseler GnRH agonistleri etkili olunca­ya kadar hastanın fazla gelişmiş vücut kısımlarını saklayabilir.

konvülsiyonları durdurmazsa Amobarbital 250 mgr yavaş olarak i.v. yapılır. Hasta solunum depresyonuna girebileceğinden hasta entübasyona hazırlanmalıdır. Amobarbital de etkili olmazsa, valium, (diazepam) i.v. verilir ve MgS04′e devam edilir. Son iki ilaç anne ve fetusu çok uyuşturduğu için son derece lüzumlu olmadıktan sonra kul­lanmamaya gayret etmelidir. MgS04 hatif olarak tansiyonu düşürür, fakat hastanın diastolik tansiyonu110 mm’i geçerse hydralazine yukarıda anlatıldığı gibi kullanılmalıdır.

Doğumdan sonra MgS04′e 24 saat daha devam etmelidir. Tan­siyon hâlâ yüksek ise hydralazine ile kontrol edilir. Hastanın aldığı li-kid ve çıkardığı idrar, pıhtılaşma durumu, hematokrit yakından takip edilmelidir. Eğer tansiyon 24 saatten sonra da yüksek kalıyorsa hydralazine’e devam edilmez Aldomet (methyldopa) 250 mgr günde 3 defa ağızdan verilir. Yine doğumdan 24 saat sonra MgS04 kesilin­ce hastaya phenobarbital 30 mgr günde 3 defa vermek yararlı olacaktır.


RAPE – IRZA TECAVÜZ, AKRABA İLE CİNSİ İLİŞKİ VE KADIN DÖVME

Irza geçme bir şahsın müsaadesi olmadan zorla veya korkuta­rak veya şahsın izin vermeye müsait bulunmadığı bir durumda iken yapılan cinsel tecavüzdür. Tahmin edildiğinden daha sık ger­çekleşmektedir. Şahıs üzerinde akut ve aynı zamanda uzun süreli depresyon, korku, kızgınlık, mahcubiyet yaratan bir olaydır. Doktor bu duruma anlayış göstererek mağdurun ıstırabını hafifletebilir. Mağdurun kendisi belayı davet etti, veya istemese bu olmazdı gibi es­ki düşünceler doğru değildir.

Doktorun Görevi

1-   Hastanın anamnezini almak ve olduğu gibi yazmak, yaraları tarif ve tedavi temek,

2-   Yaralar civarına denk gelen bölgelere ait giysileri, ayırmak ve saklamak,

3-   Vajendeki sekresyondan numune alıp sperm bakmak ve pap. smear ve sperm smear’ı yapmak,

4-   Bu sekresyondan asit foslataz bakılması için numune almak (buzdolabında saklanır),

5-   Pubik kılları doku tipini ve DNA tetkikinin yapılması için al­mak,

6-   Yine mütecavizin antijen tipi için mağdurun tükürük ve salgısından mümkünse almak,

7-   Mağdurun mütecavizi tırnakları ile tırmalaması ihtimaline uyarak tırnak altından kazıyarak numune almak,

8-   Rektal veya oral münasebet oldu ise oralardan da numuneler almak gerekli işlemlerdir.

Incest; Akraba ile Cinsi İlişki

Çocuklara çevrili tecavüzlerin % 80′inde anne, baba, diğer bir akraba veya aile tanıdığı vardır. Bunların da % 75′inde baba kız ilişkisi bulunur.

Bu çocuklar genç kız çağına gelince kendilerini kabahatli hisse­derler. Zira bu yasak ilişkiler kendisini korku ve tereddüt içinde bırakır. Aile bağlarını bozmak, maddi teminatı kaybetmek endişesi ile zordur, başarılamamıştır. Kızgınlık ve çeşitli şikayetlerle doludur. Okulda başarısız, yalancı hatta hırsız olabilir. Utanma ve cürüm hissi ile, karşı cinsle, normal ilişki kurmakta zorluk çeker.

Jinekolog böyle bir durumdan şüphelendiği zaman uygun sor-larla genç kızın sorununu “sana eziyet eden veya kötü ilişkide bulu­nan oldu mu” diye sorarak araştırmalı ve gerekli psikolojik yardımları temin etmelidir.

Kadın Dövme ve Kadına Eziyet

Yurdumuzda da uzun yıllar süre gelen ve son zamanlarda üzerinde bütün dünyaca durulan konulardan biri de bu konudur. Top­lumda her tabakayı ilgilendirir. Özellikle fakir olanlarda maddi zorluk ve çevreye karşı utanma nedeni ile durum hem bedensel ve hem de manevi acı olarak sessiz kalır.

En çok rastlanan yaralanmalar başa, kol ve bacaklara, boyuna ve memelere olur. Kırılmalar da sık görülür. Öldürme ve intihar vakaları da bu gibi problemler yaşayan ailelerde sık izlenir.

Gebelikte bedensel eziyet sık rastlanan olaylardan biridir. Bir araştırma doğum kliniğine gelen kadınların % 10′unda bu çeşit hikaye bulunduğunu bildirmiştir.

Doktor bu kadınları tanıma yeteneğinde olmalıdır. Muayenede yara,bere ve çürük izlerine dikkat edilmelidir ve “size şimdi veya geçmişte bedensel eziyette bulunan oldu mu?” diye sorabilmelidir.

Bugün bir çok ülkede bu kadınların müracaat edebileceği kuruluşlar mevcuttur: Cinsel tecavüze uğrayanlara yardım merkezi, hırpalanma ve eziyet gören kadınlara yardım kuruluşları ve nihayet polis ve kanuni yardım.


PUBERTE ÇAĞINDA KIZ ÇOCUKLARINDA JİNEKOLOJİK SORUNLAR

Jinekolojik Muayene

Hastanın anamnezinin alınması ve muayenesi önem taşır. Küçük kız çocuğunun hikayesini anne verecektir. Genç bir kız hasta­da ise bilhassa cinsel taciz bahis konusu ise hikayenin doğrudan doğruya hastadan alınması daha büyük önem taşır.

Jinekolojik muayene sabırla ve yaratıcı taktiklerle yapılmalıdır. Acelecilik hiç bir sonuç kazandımaz. Jinekolojik muayene daima ge­nel muayene ile başlamalıdır. Bu suretle hem çocuk doktorun dokunmasına alışır ve hem de çocukta bulunabilecek doğuştan ano­maliler saptanabilir.

Çok küçük çocuklar anne kucağında kurbağa bacakları biçiminde açılarak daha büyükler arka üstü muayene pozisyonunda veya göğüs-diz pozisyonunda muayene edilebilir. Gene de genç kız büyük korku içindedir. Maharetli bir doktor hemen muayeneye geçmeden diğer konular okul, iş vs. üzerinde konuşarak hastanın güvenini kazanmaya çalışır. Bakire bir kızda özel ince bir spekulum vajen muayenesinde kullanılabilir. Olmazsa rektal dijital muayene yapılır. Çok küçük bir çocukta vaginal muayeneye çalışmak hem brütal olur hem de bir sonuç vermez. Vajinal muayene icab ediyorsa anestezi altında yapılır.

Çocuklarda Kanamalar

Yeni doğan bebek anneden estrojen ile doğar. Estogenin bir iki günde azalıp kaybolması ile bebekte vajinal kanama olabilir. Diğer ne­denleri;

Vaginitis

Genital Travmalar

Yabancı cisim (kokulu ve kanlı akıntı) Vulva iltihapları (condyloma dahil) Urethra Prolapsı

Hematüriler (vaginal kanamayı taklit edebilir) Vaginal tümörler

 

Vajenitlere B.streptococcus, N.Gonorrhea, Chlamidia Staphylo-coccus aureus, E.coli, Trichomonas, barsak parazitleri (xyuriasis) candida neden olabilir. Seks ile geçen patojenler, N.gonorrhea, chla­midia, trichomonas gibi mikroorganizmalar cinsel tacizi düşündür­melidir.

Vajen iltihabında, trikomonas ve candida tanısı hemen yapılabilir. Diğer vakalarda kültür alınmalı ve neticesine göre tedaviye başlanmalıdır. Neticeyi beklemek istemiyorsak amoxicillin, bactrim ve­ya septrim ile başlanabilir. Tedaviye estrojen ilavesi iyileşmeyi çabuklaştırır.

Vajen kanaması önemle takip edilmeli ve durmazsa anestezi altında vajinal muayene yapılmalıdır. Tümör olasılığı akıldan çıkarılmamalıdır.

Genital Travma

En sık neden düşmelerdir. Cinsel tecavüz de akılda tutulmalıdır. Muayene daima genel muayene olmalı, rectal ve perito­neal yaralanmalar ekarte edilmelidir.

Çocuğun düşmesi genellikle iki bacağı açık olarak düşme şeklindedir. Mons, labia, clitoris periurethra, bacak içleri yaralanır. Cinsi tacizde sık olarak himen ve etrafı yaralanır vajinal laserasyonlar kolayca peritoneal kaviteye geçebilir.

Tedavi

Hafif yaralanmalar lokal temizleme ve antibiotik kremlerle teda­vi edilir. Laserasyonların dikilmesi, hastanın durumuna ve yaşına göre lokal veya genel anestezi ile yapılır. Çok ince ve geç absorbe olan sütür materyali (Vicryl, Dexon) kullanılır. Karın yaralanmaları düşünülürse hastaneye yatırıp röntgen, ultrason muayeneleri yapılır, cerrahî konsültasyon istenir.

Eğer tecavüz bahis konusu ise hastanın ele alınışı ayrı olarak anlatılmıştır.

Hematüri ve Ürethra Prolapsı

Çocuklarda hematüri nedeni genellikle idrar yolları iltihabı ne­deniyle olur ve antibiyotik ile tedavi edilmelidir. Eğer neden bulunmaz ise üroloji uzmanı ile konsültasyon yapılmalıdır.

 

Urethra prolapsı sünger görünüşünde olup, ileri derecede ise fazla kanama yapabilir. Sıcak su banyolarına ve estrogen kreminin lo­kal kullanılmasına cevap çok iyidir. Cerrahi müdahale inatçı vakalar için düşünülmelidir.

Vulvadaki deri lezyonları arasında lichen sclerosus ve condylo­ma accuminata önemli yer tutar. Lichen sclerosus, deri pigmentasyo-nu kaybolmuş, beyazımsı ve parşömen görünüşlü lezyonlardır. Kaşıntı çok rahatsız edici olabilir. Tedavi, % 2 testesteron petroleum merhemi günde üç defa, uzun süreli olarak (iki, üç ay) iyi netice verir. Bu etkisiz kalırsa % 1 progesteron petroleum merhemi kullanılır.

Condylomanın tanımı daha kolaydır. Tedavisinde padophyllin solüsyonu veya %5-15 Fluorauracil kremi kullanılabilir. İnatçı vakalar anestezi altında laserle eksizyon veya dondurmak suretiyle (kriyo) ile tedavi edilir. Condyloma cinsi münasebet ile de geçtiğinden cinsel ta­ciz akılda tutulmalıdır.

Puberte Çağında Vajinal Kanama

Bu çağda vajinal kanamalar gayri muntazamdır. LH (Luteinizing hormon) daha henüz bulunmadığından genç kız estrojenin yükselip alçalmasına uygun olarak muhtelif aralıklarla kanar. Bazen kanama ağır olur. Bu halde iyi bir anamnez (geçmişteki diğer kanamalar, ge­belik olasılığı) alınır ve genel muayene ile vajinal veya rektal muayene yapılır.

Laboratuar muayenesi olarak kan sayımı, trombosit sayımı, pıhtılaşma testleri ve kanama zamanı, icab ederse gebelik testi ve ti-roid fonksiyon testi yapılır.

Tedavide doğum kontrolü (estrogen-progesteron) hapları çok etkilidir. Her 8 saat – 6 saatte bir kullanılabilir. Bulantı sık görüldüğünden hastaya antiemetik ilaç da verilmelidir. Ender olarak hastaneye yatırılır. Premarin (estrogen) 25 mgr intravenöz her 6 saat­te bir kullanılır. Buna sonradan endometrium teşekkül ettirmek için progesteron da ilave etmelidir. Aksi halde hasta tekrar kanamaya başlar. Gebelik komplikasyonu hariç genç bir kıza böyle birkanama için kürtaj yapılmasına lüzum olmamalıdır.

Puberte çağına gelmekte olan bir kıza ve ailesine yanlız acil durumlarda değil her fırsatta çocuğun bedensel ve psikolojik gelişimi hakkında gerekli ve doğru bilgiyi vermelidir.